Çalıyı dolanmak

Rasim ÖZDENÖREN

Türkçemizde bir özdeyiş: ite dalanmaktansa çalıyı dolanmak yeğdir, diyor. Bir işe girişip sonucu belli olmayan bir muhatarayı göze almaktansa, daha az tehlikeli yolu tercih etmeli bağlamında kullanılıyor.

Bir defaya mahsus olmak üzere köpeğe dalanmamak için çalıyı dolanmak gerekiyorsa, mesele yok, çalıyı dolanmanın sakıncası da…

Fakat o köpek oraya çalıyı dolanmaya mecbur bırakmak üzere konmuşsa ve kişi her defasında o köpek orada duruyor diye çalıyı dolanma zorunda bırakılıyorsa, ortada bir mesele var demektir. Ve bu mesele her defasında çalıyı dolanmakla halledilebilecek türden bir mesele değildir. Öyleyse ne yapmalı?

Çalıyı her dolanışta: “ite dalanmaktansa çalıyı dolanmak yeğdir” diye düşünmek, ortada duran meseleyi görmezlikten gelmenin ötesinde, mesele çıkartanın zorbalığına boyun eğme anlamına da gelir.

Çalıyı dolanmakla tehlikenin bertaraf edilemediği aşikâr demektir.

Durum, bana değmeyen yılan bin yaşasın anlayışından beterdir. Çünkü sana değmeyen yılanın hiç olmazsa pasif bir konumda bulunduğu, başkasına da ilişmeyeceği farz edilebilir. Bu farz ediş yerinde olmasa ve makul sayılmasa da, hiç değilse nazarî olarak durumu böyle kabullenmek kendi içinde makul sayılabilir.

Oysa ite dalanmamak için çalıyı dolanmak zorunda kalan ve bu zorunluluğu sürekli yaşayan birinin aynı konumda bulunduğunu farz etmemiz güçtür. Bu durumda kalan kişi, karşı karşıya bulunduğu veya daha doğrusu taammüden karşısına çıkartılan meseleyi görmezlikten geliyor demektir. O, bu meseleyi görmezlikten geldiği sürece, karşısında duran tehlikenin bertaraf edilmesi de imkânsız kalır.

Çalıyı dolanmayı yeğleyen kişiye şunu düşünmesi tavsiye edilmeli: Köpekten sakınabilmek için önünde ya dolanacak bir çalı mevcut olmayaydı ne olacaktı! Veya itin sahibi bir gün çalıyı da ortadan kaldırarak onu itle doğrudan karşı karşıya bıraksaydı! Bu durumda iti görmezlikten gelmek mümkün olmayacağına göre, onunla başa çıkmanın yolları aranacak değil miydi? Oysa durum, çalıyı dolanmayı yeğleyen kişi için zaten baştan beri böyledir. Fakat o, kendi ürkekliği, çaresizliği veya aczi yüzünden, tehlike karşısında, elleriyle yüzünü örtenlerin durumuna düşmeyi yeğlemiş oluyor.

Zorluk karşısında, her defasında çalıyı dolanmaya mecbur bırakılmasına rağmen, bu duruma meydan okuma cesaretini gösterenlere acaba niye az rastlanıyor? Sorunun, görünen bir cevabı var: Çünkü çoğu, çalıyı dolanmak zorunda bırakıldığını kendinden bile gizleme temayülünde… O zaman çalıyı dolanma zorunluluğu da bir yaşama biçimine dönüşüyor.

Oysa meydan okuma tavrı, hasmı belki de püskürtmeye yetecektir. Çalıyı dolanmanın doğal sayıldığı bir yerde meydan okuma cesaretini gösteren biri belki kurulu düzeni ve kumpası da ortadan kaldırabilir. Böylece bir ilk hareket ettirici konumunu da yakalamış olur.

  Paylaşmak İçin Sembollere Tıkla :)